Mobil menü görseli
logo
Üyelik İşlemleri

Köşe Yazısı

Davalar Acılar İçinde Doğar, Refah İçinde Ölür

22.04.2026 17:09

3 dk okuma

Paylaş:

"Davalar acılar içinde doğar, refah içinde ölür."

Tarih literatüründe "Bilge Kral" nitelemesine haiz Aliya İzzetbegoviç'in bu sarsıcı tespiti, bir idealin varoluş ve çürüme döngüsünü anlatan en çıplak hakikattir. Bir dava; çileyle, fedakarlıkla ve "ben" değil "biz" diyenlerin omuzlarında yükseliyorsa diridir. Acı, o davayı diri tutan, samimiyetle besleyen ve safları sıklaştıran en güçlü harçtır. Ancak ne zaman ki o davanın öncüleri, uğruna yola çıktıkları kitlenin dertlerinden sıyrılıp kendi konfor alanlarını inşa etmeye başlarlar; işte o zaman ruh çekilir, davanın yerini mülkiyet, fedakarlığın yerini ise saltanat alır. Refah, bir dava için en konforlu ama en hazin mezarlıktır.

Bugün Türkiye'deki eğitim sendikacılığına ve özellikle Yetkili Sendika'nın içine düştüğü duruma baktığımızda, bu "refah içinde ölme" halinin en somut örneğini görmekteyiz.

Cebinden Kira Ödeyenlerden, Gökdelen Sahiplerine

Bu hareketin harcında, bir zamanlar kiralık bir odanın kirasını kendi kısıtlı memur maaşından, çoluk çocuğunun rızkından keserek ödeyen; davasını cüzdanından üstün tutan o ihlaslı kurucuların alın teri vardı. O günlerde sendikacılık, bir bedel ödeme ve adanmışlık makamıydı.

Peki ya bugün? Bugün Ankara'nın göbeğinde, memurun hayal dahi edemeyeceği gökdelen tarzı rezidanslarda hüküm süren, mülkiyet biriktirmeyi sendikacılık sanan bir yapıya dönüştüler. Altındaki astronomik fiyatlı lüks makam araçlarıyla sahada caka satan, temsil ettiği öğretmenin, memurun, hizmetlinin sofrasındaki yangından habersiz bu yönetim anlayışı, İzzetbegoviç'in uyardığı o "refah" bataklığında ideallerini kaybetmiştir.

Maaş Saltanatı ve Oyalama Tiyatrosu

Eğitimci ay sonunu getiremezken, ev kirasını ödemek için kırk takla atarken; Ali Yalçın ve ekibinin aldığı o astronomik maaşlar ve bindikleri şatafatlı araçlar, artık bu yapının memurun değil, kendi statükosunun bekçisi olduğunu kanıtlamaktadır.

Toplu sözleşme masaları ise memur lehine bir kazanım alanı olmaktan çıkmış, bir "oyalama tiyatrosuna" dönüşmüştür. Daha önceki başkanlarının sendikayı bir "siyasal sıçrama tahtası" olarak kullanıp milletvekilliği ve bürokrasi koltuklarına kapak atmaları, bu sendikadaki "hizmet" ruhunun yerini "kariyer" hırsına bıraktığının en net belgesidir.

Samimiyete Kurulan "Markaj"

Şunu açıkça ilan ediyorum: Bizim gibi sahanın gerçek sesini duyurmaya çalışan, koltuk sevdası değil hizmet davası güden samimi sendikalara karşı uyguladıkları o kirli "markaj" siyasetinin farkındayız. Güç zehirlenmesi yaşayanlar, sayısal çokluklarına ve mülkiyetlerine güvenerek yeni filizlenen bu samimiyet hareketini boğmaya çalışıyorlar.

  • Sahada üyelerimize baskı kurarak,
  • Bürokrasiyle el ele verip önümüzü keserek,
  • "Büyük gemi batmaz" yalanıyla korku salarak bizi durdurabileceklerini sanıyorlar.

Ancak unutmasınlar ki; gökdelenlerin tepesinden bakınca yerdeki karıncanın hakkı görülmez. Biz o karıncanın hakkını savunmak için, o binaların gölgesinde değil; sınıfın içinde, okulun bahçesinde, memurun tam yanında dimdik duruyoruz.

Son Sözümüz Şudur:

Siz lüks araçlarınızın konforunda, rezidanslarınızın serinliğinde "sendikacılık" oyununa devam edin. Biz ise o kiraların cebinden ödendiği günlerin ruhuyla, mülkiyetin değil emeğin peşindeyiz. Makam araçlarınızın gürültüsü, geçinemeyen memurun feryadını bastıramayacak! Sizin "refah içinde öldürdüğünüz" o davayı, biz bağımsız ve tarafsız duruşumuzla, samimiyetimizle ve saha mücadelemizle yeniden dirilteceğiz.

Biz buradayız; sahayı da, sizin o sırça köşklerinizi de çok iyi biliyoruz!

Ayhan Gökkaya

Eysen Genel Başkanı

HABERLER